Toplumsal Uzlaşının Kilit Aktörü: Sivil Toplum

Toplumsal Uzlaşının Kilit Aktörü: Sivil Toplum

Toplumsal düzenin sağlanamadığı veya toplumsal alanda huzursuzlukların yaşandığı ülkelerde siyasi bir istikrarın var olması oldukça zor görünmektedir. Dolayısıyla bir ülkede siyasi istikrarın sağlanabilmesi için ilk önce toplumsal huzurun temin edilmesi şarttır. Çünkü sivil toplum demokratik bir toplum oluşturulması ve devlet ile birey arasındaki ilişkilerin demokratik bir zemine taşınması adına anahtar bir görev üstlenmektedir. Zincirleme bir reaksiyon olarak toplumsal huzur da uzlaşıyı zorunlu kılmaktadır. Bu noktada sivil toplum toplumsal sorunların çözülmesi aşamasında çatışmacı değil, uzlaşmacı ve barışçı bir yolun tercih edilmesi adına etkili bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Devlet kurumlar üstü bir varlık olarak toplumsal uzlaşıyı sağlayabilecek niteliğe ve kudrete sahiptir. Tarihsel süreç içerisinde Türk toplumunda devlet kutsallaştırılmakla birlikte özellikle toplumun belirli bir kesimi kutsallığı devletin varlık sebebi olarak görmemekte ve daha liberal bir düşünce içerisinde devletin varlığını kendilerine hizmet sunmak olduğu düşüncesi çerçevesinde şekillendirmektedirler. Böylece devletin bir uzlaşı ortamı yaratması ve yönetimde kendilerinin de söz sahibi olabilmeleri için toplumsal kurumların varlık ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda bu düşünce kapsamında devlet siviller tarafından sorgulanabilen, eleştirilebilen ve gerçekleştirmiş olduğu faaliyetler açısından hata yaptığı ortaya konulabilen bir örgüt haline gelmektedir (1). Aksi takdirde güçlü bir devlet geleneğinin bulunduğu toplumlarda bireylerin seslerini siyasal iktidara duyurmaları oldukça zorlaşabilmektedir (2).

Sivil toplum tek boyutlu bir kavram olmaktan uzaktır. Şöyle ki; sivil toplumu yalnızca gönüllü kuruluşlar olarak görmek konuyu daraltabileceği gibi kavramın derinlemesine incelenmesini de zorunlu kılmaktadır. Ancak sivil toplumun örgütlü bir toplum olduğu gerçeğinden yola çıkılırsa toplumsal düzeyde aktif bir biçimde faaliyet gösterdiği ve göstermesi gerektiği gerçeğine de ulaşılabilmektedir. Sivil toplum ile toplumsal hareketlilik eş zamanlı olarak var olmaktadır. Bu iki unsur birbirlerini tamamlayan bir niteliğe sahiptir. Sivil toplum hükümet dışı bir alanı ifade etmektedir. Devletin katı kurallarının yer almadığı ve hiyerarşik bir düzenin bulunmadığı bir alanı ifade eden sivil toplum, toplumsal uzlaşının sağlanabildiği bir çerçeve içerisinde hareket etmektedir. Sivil toplumun devlet dışı bir alanı ifade etmesine rağmen onu devletten tamamen ayırmak değişik yorumlara sebebiyet verebilecektir. Çünkü sivil toplum devlet karşısında var olmuş ve olmaktadır. Dolayısıyla sivil toplum, devlet ve demokrasi arasında göz ardı edilemez bir birliktelik söz konusudur (3).

Sivil toplum devlet ile vatandaşlar arasında bir emniyet valfi görevi görmektedir. Bireylerin sokak olaylarına dâhil olmadan düşüncelerini açıklayabilecekleri ve bunun sonucunda da hükümete meşru yollarla baskı yapabilecekleri bir alanı ifade eden sivil toplum kendisinin hareket alanını daraltan yaptırımlar karşısında çaresiz kalmaktadır (1). Bu durum da bireylerin sokak olaylarına ilgisini arttırmakta, polis ile vatandaş karşı karşıya gelmekte ve bu karşılaşma sonucunda hem özel hem de kamusal mallar zarar görebilmektedir. Bununla birlikte telafisi mümkün olan maddi kayıpların yanında telafisi mümkün olmayan manevi kayıplar da yaşanabilmektedir. Dolayısıyla devletin vatandaşlarını sokak hareketlerinden uzaklaştırabilmesinin en kolay yollarından birisi sivil toplumu daha canlı bir hale getirmesidir. Sivil topluma gerekli yasal düzenlemeler ile devlet desteği sağlandığı takdirde toplum uzlaşı ortamında derin bir nefes alabilecektir. Toplumsal anlaşmazlıklar her zaman için var olacaktır ve bu tür anlaşmazlıkların sonlanacağı ütopik bir dünya henüz mevcut değildir. Ancak anlaşmazlıkları uzlaşı çerçevesinde en aza indirmenin yolları da bulunmaktadır. Sivil toplum bu amaçla devlet ile vatandaş arasına girerek ortak bir noktada anlaşılması için güvenli bir alan oluşturmaktadır.

Devletin toplumsal huzuru sağlayabilmesi için sivil topluma daha fazla destek vermesi ve aşkın devlet anlayışından birleştirici, bütünleştirici ve kucaklayıcı bir devlet anlayışına geçiş yapılması gerekmektedir. Böylece toplumsal düzenin sağlanabilmesi için ihtiyaç duyulan en önemli araç sivil toplum olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak gerçek anlamda demokratik bir ortamın yaratılması için sivil toplum tek başına uygulayıcı bir güç olarak yeterli değildir. Bununla birlikte tek başına demokrasinin varlığı da sivil toplumu ortaya çıkartmaya yetmemektedir (3).

Sonuç itibarıyla sivil toplumun güçlü olduğu ülkelerde demokrasi gerçek anlamda var olabilmektedir. Devlet ile birey arasındaki ilişkiler sivil toplumun oluşturmuş olduğu zeminde demokratik bir çerçevede ve sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmektedir. Bu açıdan sivil toplum demokrasi ve halkın yönetimde söz sahibi olabilmesi açısından önem taşıyan toplumsal bir kurumdur.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir