Tatlıya Bağlandı (mı) ?

Tatlıya Bağlandı (mı) ?

Dolar/TL’nin Beştepe’deki görüşmenin ardından artışının durmasında piyasaların Sayın Erdoğan ile Sayın Başçı arasındaki görüşmelerin olumlu geçeceğine ilişkin inancının payı vardı. Görüşme öncesinde siyaset tarafından Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına yönelik vurguların yapılması piyasaların rahatlamasını sağlamıştır. Bu yazıyı yazarken Dolar/TL 2.59’un aşağısını zorluyordu. Ancak sonrasında 13 Mart günü saat 15:00 itibariyle Dolar/TL’nin yükselerek 2,63 olması sonrasında ise 16:00 itibariyle 2,64’e yükselmesi görüşmenin tatlıya bağlandığı açıklamasına kuşkuyla bakılmasına neden oldu. Siyaset ile bürokrasi arasındaki gerginlik bitse de piyasanın ateşinin salt buna bağlı olmadığı görüldü. Dolar/TL’deki son yükselme faizlerin artırılmasını gerektirebilir. Bu durumda siyaset ile bürokrasi arasında tatlıya bağlanan görüşmeler yeniden bozulabilir.

Umarız böyle bir şey olmaz. Dış piyasalardan kaynaklı bir kur artışına bir de içerdeki tartışmalar ile destek olmak faizlerin düşürülmesini iyiden iyiye geciktirmektedir. Dünya piyasalarında doların neredeyse değer kazanmadığı para birimi kalmamışken (birkaç Asya ülkesi hariç) ve Merkez Bankası’nın işi zorlaşmışken siyaset ile bürokrasi arasında bu şekilde bir tartışma yerine Merkez Bankası’na olan güveni artırıcı açıklamalar yapmak ülke çıkarları için daha uygundur.

Türkiye’de bu gelişmeler olurken 12 Mart’ta Güney Kore Merkez Bankası’nın gösterge faiz oranlarını % 1,75’e düşürerek tüm zamanların en düşük seviyelerine çektiği haberi geldi. Ancak Güney Kore’nin faiz indirim kararı Türkiye’ye örnek gösterilemez. Çünkü Güney Kore’nin enflasyonu da oldukça düşük. Öyle ki ülke deflasyona düşme endişesi taşımaktadır. Güney Kore faizleri indirerek büyümeyi desteklemeyi umuyor. Bu nedenle ülkelerin para politikasına ilişkin kararlarını kendi ülke koşullarına göre değerlendirmek daha doğrudur.

“Ekonomik Gelişmeler” Sunumu  

Bana göre sunumdaki en çarpıcı kısım piyasa faizlerinin belirleyicileri başlığını taşıyan slayttı. Aşağıda görüldüğü gibi Sayın Başçı burada piyasa faizlerinin nereden kaynaklandığını ve faizlerin düşürülmesi için öncelikle hangi faktörlerle mücadele edilmesi gerektiğini anlatmış olmalı. Piyasa faiz oranlarının belirleyicileri olarak risk primi, beklenen denge reel faizi ve beklenen enflasyon gösterilmektedir. Bunların içinde beklenen enflasyonun piyasa faizlerini en çok etkileyen unsur olduğuna dikkat çekilmiştir. Risk primi ile beklenen denge reel faiz ise hemen hemen aynı derecede piyasa faiz oranları üzerinde etkilidir.

Beklenen enflasyonun etkisine geçmeden önce risk primine değinmemiz gerekir. Türkiye gibi kendi tasarrufları ile değil de yabancı ülkelerin tasarruflarıyla büyümeye çalışan ülkelerin yabancı sermayeyi ülkelerine çekmek için faiz oranlarını yüksek tutmaları şarttır. Yabancı sermayeye cazip görünmek için faizleri yüksek tutmak ekonominin kırılganlığını artırır. Ancak yapısal reformları gerçekleştirmek uzun vadeli ve zorlu süreç olduğundan iç tasarrufları yetersiz olan ülkeler mecburen faiz oranlarını yüksek tutarlar. Bu durum öyle bir noktaya varır ki belli bir zaman sonra ülkeler kendilerini faiz artırma yarışı içerisinde bulurlar. Faizleri artırdıkça gelen yabancı sermaye ile birlikte risk primleri de o ölçüde düşmeye başlar. Kurlar oynak oldukça risk primi yüksek olur.

Son günlerde düşse de elimizdeki son veriler Türkiye için risk priminin yükseldiğini göstermektedir. Türkiye’de son günlerde yaşanan tartışmalar ve Türkiye ekonomisine olan güvenin kısmi de olsa azalması risk primini Mart 2014’deki 227 baz puan seviyesine yükseltmiştir. [1] Bu durumda Sayın Başçı’nın sunumunda son aylarda artmakta olan risk priminin faizleri düşürmeyi daha imkansız hale getirdiğini belirtmiş olabileceği söylenebilir. Risk primini azaltmak için içerideki tartışmalara son verip istikrar ve güven ortamını sağlamak gerekir. Bu nedenle siyaset ve bürokrasi el ele verip yapısal reformlar konusunda ne yapılabiliri konuşması gerekir.

Enflasyon Beklentileri, Risk Primi ve Faiz Oranları

Türkiye’nin Ocak 2015’den itibaren risk primindeki artış aşağıdaki grafik yardımıyla görülebilir:

Sunumun girişinde kur gelişmeleri ile ilgili grafikler bulunmaktadır. Burada doların diğer para birimleri ve TL karşısındaki değer artışı gösterilerek bir karşılaştırma yapılmış olabilir. Doların bazı gelişmekte olan ülke para birimlerine oranla TL karşısında daha yüksek oranda değer kazanmasının istikrar ve güven ortamını zedeleyerek ülke risk primini artırdığını ve bu durumda faiz indiriminin daha zor hale geldiği vurgulanmış olmalı.

Sayın Başçı’nın yaptığı sunumda risk primi yüksek olan Arjantin, Rusya ve Yunanistan’daki piyasa faizi ve politika faizi oranları ile bunların belirleyicisi gösterilmiştir. Bilindiği gibi ülkenin risk primi yükseldikçe borçlanma maliyeti de artar. Sayın Başçı risk primi yüksek olan ülkeleri örnek göstererek bizdeki faiz oranlarının sanıldığı gibi yüksek olmadığını, hemen hemen aynı risk primlerine sahip ülkeler ile kıyaslandığında iyi durumda olduğumuzu belirtmiş olabilir. Piyasa faizi ve politika faizinden sonra belirleyiciler olarak yüksek enflasyonun gösterilmesi sunumun sonundaki enflasyon beklentilerinin azaltılması gerektiğine ilişkin değerlendirme ile güzel bir bağlantı oluşturmaktadır. Böylece Sayın Başçı burada faizin belirleyicisi enflasyondur ve faizleri düşürmek için önce enflasyonu aşağıya çekmemiz gerekir şeklindeki tezini savunmuş olmalıdır.

Buradan enflasyon beklentileri ile ilgili duruma bakıldığında 2015 yıl sonu beklentisinin yarım puanlık bir sapma ihtimali ile % 6,77 olarak belirlenmiştir. 2014 yılında % 8,17 olarak gerçekleşen bir enflasyon varken ve 2015 yılında bir düşüş öngörülürken ancak tarihsel olarak bakıldığında hedeflenen ile gerçekleşen enflasyon arasında az sayılmayacak farklar mevcutken faiz indirimine gidilmesinin fiyat istikrarı hedefinden sapma oluşturabileceği söylenmelidir. Ve slaytın altındaki notta “para politikası duruşu enflasyon beklentilerinin en önemli belirleyicilerinden biridir” ifade yine Merkez Bankası’nın neden faiz indirimine sıcak bakmadığını açıklamaktadır. Mevcut enflasyon beklentileri buna izin vermiyor.

Piyasa Faizlerini Düşürmenin Yolu

Merkez Bankası piyasa faizlerini düşürmenin yolu olarak istikrar ve güvenin önemi hatırlatılmış, kamu borç yükünün hafifletilmesi yani mali disipline önem verilmesi gerektiği belirtilmiş, para politikasındaki duruşun fiyat istikrarına göre belirleneceği vurgulanmış ve enflasyon beklentilerindeki düşüş ile birlikte faizlerin de kendiliğinden düşeceği belirtilerek faiz politikası tartışmalarında kendi duruşunu ortaya koymuştur.

Bunun dışında özelikle hükümet kanadından gelen “üretim odaklı bir ekonomi”ye geçiş için yatırımların artması bunun için de faizlerin düşük olması argümanı haklıdır. Sunumda yatırımların faiz oranı dışındaki belirleyicilerine de değinilmiştir. Güven ve istikrarın olmadığı bir ekonomide yatırımların artması beklenemez. Merkez Bankası da 58. slaytta güven ve istikrarın yatırımları olumlu buna karşılık belirsizliklerin yatırımları olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Özellikle kurlardaki bu oynaklık şimdilik belirsizliğin en önemli ayağını oluşturmaktadır. Bunun dışında dünya piyasalarında düşen petrol fiyatları olsa da son günlerde bu düşüşün durması ve gelecekte nasıl bir petrol fiyatı karşılaşılacağının belirsiz olması Merkez Bankasını ihtiyatlı davranmaya itiyor.

Sonuç olarak Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yapılan görüşmenin öncesinde beklendiği gibi olumlu şekilde sonuçlandığını en azından piyasaları rahatlattığını söylemek mümkündür. Tartışmanın bu kadar açık şekilde kamuoyu önünde yapılmasının yanlış olduğu ve söz konusu sunum ve diğer görüşmelerin daha önce yapılması gerekirdi diye düşünüyorum. Ancak sonrasında Dolar/TL’nin tekrar 2,64 seviyesine tırmanmasının sağlanan bu barış ortamını riske attığını düşünmekteyim. Çünkü kurlardaki artış Merkez Bankası’nın faiz indirimini imkansız hale getirmektedir.

17 Mart PPK Toplantısında Ne Olur?

Sunumdan çıkarttığım şudur. Merkez Bankası Başkanı Sayın Başçı faizlerin düşmesi konusunda hemfikir olduklarını ancak bunun için öncelikle güven ve istikrar ortamının devam etmesi gerektiğini ve enflasyonla mücadele edildiğine dair inancın piyasa aktörlerine hissettirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ve mevcut ortamda neden faizleri indirmesinin mümkün olamayacağını, faizleri indirmek için öncelikle enflasyon ile beklentilerin düşürülmesi gerektiği ve bunun da yapısal önlemler ile başarılabileceğini belirtmiştir.

Son olarak 17 Marttaki PPK toplantısı ve 18 Marttaki FED’in açıklaması hakkında da görüşümü belirteyim. Görüşme sonrasında kurlardaki artışın durduğunu hatta gerilemeye başladığını gördüğümde 17 Marttaki PPK toplantısında 0,25 puanlık bir indirim daha gelebileceğini düşünüyordum. Ancak Dolar/TL’nin 13 Mart itibariyle 2,64’lere fırlaması ile bu ihtimalin kalmadığını düşünüyorum. Merkez Bankası 17 Martta hiç kuşkusuz 18 Martta FED’den yapılacak açıklamayı tahmin ederek bir karar verecektir. Bana göre Merkez Bankası 17 Martta mevcut durumunu koruyacaktır. Faizlerde herhangi bir indirime gitmeyeceğini düşünüyorum. Tabi iktisatta her zaman söylendiği gibi “ceteris paribus” varsayımı yaparak bu değerlendirmeyi yapıyorum.

Şunu da belirtelim son görüşmeden sonra Merkez Bankası’nın üzerindeki baskı biraz daha artmış durumda ve bu nedenle 17 Marttaki toplantının hiç de kolay geçmeyeceğini düşünmekteyim. Şöyle ki 17 Marta kadar kur 2,64’ün üzerine artarsa Merkez Bankası mecburen faizleri artırma kararı alır. Bu durumda tatlıya bağlanan görüşme yeniden bozulabilir. Yok eğer her şey iyi gider kurda azalma olursa ve Merkez Bankası faiz indirimine giderse bunu siyasetin etkisinde kalarak yaptığı yorumlarına neden olacak. Bana göre mevcut durumda en iyi politika Merkez Bankası’nın durumunu değiştirmeden kalması ve faiz politikasında bir artış ya da azalışa gitmemesidir. 17 Marttaki toplantı için herkese ve özellikle Merkez Bankası’na şimdiden kolaylıklar diliyorum.

Etiketler:, , ,

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir