Kriz – Çözümü Yanlış Yerde Arıyoruz

Kriz – Çözümü Yanlış Yerde Arıyoruz

2001 krizi ve ardından alınan önlemler ülkemiz için bir ders niteliğindeydi. O tarihlerden itibaren uygulamaya geçilen dalgalı döviz kuru sistemi ile birlikte döviz arz ve talebi serbest piyasaya göre belirlenecekti. Krizi atlatma emareleri gösterdiğimiz –cari açıkta azalma, ihracat artışı, kamu borç yükünün hafifletilmesi, turizm gelirlerindeki artış- sonraki yıllarda dalgalı döviz kuruna geçişimiz ekonomide iyileşme olarak gösterilebilir.

Hükümetin istediği gibi Merkez Bankası’na başvurup kamu borcunu kapatmaya çalışma uygulaması artık son bulmuş, yüksek enflasyonla mücadelede önemli bir adım atılmıştı. Amaç yönünden hükümetle ortak karar alan Merkez Bankası, bu amacı uygulama araçlarını kullanma konusunda imtiyaza sahipti. Yasalarca “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir.” ibaresi ile teme amacı da belirlenmiş oldu. Kağıt üzerinde gayet emin ve olumlu adımlar atan ülkemizde bu gelişmeler gayet keyif verici ve ekonomide iyileşme sürecine girildiğini gösterebilir. 2005 yılında şeffaflık prensibine dayalı olarak örtük enflasyon hedeflemesini terkedip, açık enflasyon hedeflemesine geçtik. Artık TCMB, hükümetle ortak karara vardığı enflasyon hedefini kamuoyunda paylaşacaktı.

Para politikası konusunda gayet emin adımlar attık. Fakat uygulama aşamasında ne yazık ki tam anlamıyla başarılı olduk sayılmayız.

Aşağıda TCMB enflasyon hedefleri ve gerçekleşme oranlarını paylaşıyorum.

Görüldüğü üzere belirlenen hedefler tutmuyor. Peki niye ?

Merkez Bankası, enflasyon hedeflerini tek başına belirlese –siyasi baskıdan uzak- hedefin tutması muhtemel. Tüketicinin, yatırımcının güvenini kazanmak, sermaye çekmek için düşük tutulan hedef bir türlü gerçekleşmiyor. Hükümet, bu noktada istediği kadar  Merkez Bankası’na yüklensin. Sorunun ana nedeni düşük tasarruf oranı. Kısmi olarak tasarruf sorunumuza da çözüm bulundu. 2003 yılında faaliyete geçen Bireysel Emeklilik Sistemi ile birlikte tüketim azaltılması hedeflenip, hanehalkı tasarrufa özendirildi. Hükümetin belirlenen tasarruf oranlarına ulaşana kadar kaldırmayı düşünmediği %25 ‘ lik devlet katkısı da BES’i cazip kılıyor. Şimdilik güzel bir politika olsa da tek başına ne yazık ki yeterli değil.

Düşük tasarruf oranımız, sermaye yönünden dışa bağımlı olmamıza neden oluyor. Yabancı sermaye de yatırımını kısa vadeli yatırım araçlarına fonlara bağlayınca ülkemizde ekonomik yönden kalıcı bir istikrar sağlanmıyor. Küçük bir kriz emaresinde yabancı sermaye parasını çekerek yurtiçi faizlerin yükselmesine neden oluyor. Bu da tabi ki büyümemizi ciddi sekteye uğratıyor.

Dışa bağımlılığımızı aşağıdaki grafikten daha net görebiliriz.

İstikrarlı büyüme için tasarruf arttırımı yanında kalkınma politikaları uygulamaktayız. Geniş çerçeveden bakacak olursak kalkınma politikaları kısa vadeli ve geçici çözümler olmaktan öteye geçemedi. Bölgesel eşitsizlik giderilmek için yıllarca farklı politikaları gerçekleştirilse de bir türlü Marmara’nın büyümesi durdurulamadı. Tabi bu bölgenin büyümesi, ülkenin neredeyse her yönden merkezi haline gelmesi, diğer bölgelerin aleyhine oldu. En görünen sorun olarak göçü ele alabiliriz. Kalkınma politikalarında bu noktaya ne yazık ki gerekli müdahaleler getirilemedi. Ülke içi göç engellenemediği müddetçe bölgesel eşitsizlik bitirilemez. Devlet, gerektiğinde kendi eliyle yatırım yapıp bölge kalkınmasına teşvik edici adımlar atmalı. Devletin bile yatırım yapmaya çekindiği yere özel yatırımcı niye yatırım yapsın ?

Sorunun kökenine inecek olursak, çözüm olarak yapılması gereken tarımsal üretimde verim artışını sağlamaktır. Tarımda tam anlamıyla kalkınma sağlayamadan sanayiye yüklenmemizin maliyetini açıklanan TÜFE ve ÜFE rakamlarından görmekteyiz.

Devlet, tarımsal üretimi daha da teşvik etmeli, sübvansiyonları arttırmalı, kırsal nüfusun göçünü engelleyecek imkanlar sunmalı, vergiyi olabildiğince minimize etmelidir. Tarımsal üretimde kendimize yetmeye başlayıp, uluslararası pazarda ihracatta önemli bir yer edindiğimizde, ülke ekonomimiz ufak krizlerle dalgalanmayacak, dışa bağımlılığımız gözle görülür bir biçimde azalacak, tasarruf oranımız yükselecek-, enflasyon ideal seviyelere inecektir.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir